Modern Portföy Teorisi’nin üzerine inşa edilen bir diğer devrim niteliğindeki model ise Sermaye Varlıklarını Fiyatlandırma Modeli'dir (CAPM). William Sharpe tarafından geliştirilen bu model, bir varlığın beklenen getirisinin, o varlığın piyasa riskine (Beta) olan duyarlılığına bağlı olduğunu öne sürer. CAPM’e göre, yatırımcılar sadece sistematik risk, yani piyasanın genelinden kaynaklanan ve çeşitlendirme ile yok edilemeyen risk için bir prim beklemelidir. Bu teori, bir hisse senedinin "adil" değerini hesaplamak için finansçılara standart bir formül sağlamıştır.

Modern finansın temel taşı, 1950'lerde Harry Markowitz tarafından ortaya atılan Modern Portföy Teorisi (MPT) ile atılmıştır. Bu teori, "tüm yumurtaları aynı sepete koymama" prensibinin matematiksel ifadesidir. Markowitz, bir yatırımın riskinin tek başına değil, portföydeki diğer varlıklarla olan ilişkisiyle değerlendirilmesi gerektiğini savunmuştur. Çeşitlendirme yoluyla, belirli bir getiri düzeyi için riskin nasıl en aza indirileceğini gösteren MPT, risk ve getiri arasındaki kaçınılmaz takas ilişkisini kurumsallaştırmıştır. Bu yaklaşım, günümüzde hala kurumsal fon yönetiminin en temel rehberidir.

Finans teorisinin belki de en tartışmalı ve merak uyandıran başlığı ise Etkin Piyasalar Hipotezi’dir (EPH). Eugene Fama tarafından popüler hale getirilen bu hipotez, piyasadaki tüm mevcut bilgilerin varlık fiyatlarına anında ve tam olarak yansıdığını savunur. Eğer piyasalar etkinse, hiç kimse sürekli olarak piyasa ortalamasının üzerinde bir getiri elde edemez çünkü "bedava yemek" yoktur. Ancak, 21. yüzyılda bu görüşe karşı çıkan Davranışsal Finans teorisi, insanların her zaman rasyonel olmadığını, aksine bilişsel önyargılar ve duygularla hareket ettiğini kanıtlamıştır. Kayıptan kaçınma eğilimi veya sürü psikolojisi gibi kavramlar, piyasalardaki balonları ve çöküşleri açıklamakta EPH'nin bıraktığı boşlukları doldurmaktadır.