Deniz rüzgarı yüzünü yalayıp geçerken, yıllar öncesine, o dar sokaklı sahil kasabasına gitti. Kerem ile o tozlu kütüphanede tanıştıkları günü hatırladı. Kitapların kokusu, Kerem'in gülüşündeki o çocuksu neşe... O zamanlar aşkın bitebileceğine dair en ufak bir ihtimal bile yoktu zihinlerinde. Sonsuzluk, onların birbirine baktığı o ilk andı.
Vapurun iskeleden ayrılırken çıkardığı o tok ses, Öykü’nün içindeki bir şeyleri de beraberinde koparıp götürdü. Elindeki eski, kenarları sararmış fotoğrafa baktı. "Bir gün aşklar biter, hatıralar kalır" cümlesi sadece bir şarkı sözü değildi artık; onun hayatının özetiydi. Birgun Asklar Biter Hatiralar Kalir Oyku
Eğer bu hikayeyi daha farklı bir şekilde devam ettirmemi ya da karakterlerin geçmişine dair eklememi istersen: O zamanlar aşkın bitebileceğine dair en ufak bir
Zaman, en büyük şifacı derlerdi ama Öykü için zaman sadece biriktirilen sessiz anlardı. Birlikte yürüdükleri yollar, paylaşılan sıcak bir çay, kış akşamlarında izlenen eski filmler... Hepsi birer birer silinip giderken, geriye sadece bu fotoğraf ve kalbindeki o ince sızı kalmıştı. Aşk, fırtınalı bir deniz gibi gelmiş, her şeyi altüst etmiş ve sonra çekilmişti. Geriye kalan ise sahilin sessizliği ve kumlar arasındaki küçük anı parçalarıydı. Elindeki eski, kenarları sararmış fotoğrafa baktı
Olayların geçtiği daha detaylı betimleyebiliriz. Nasıl bir yön tercih edersin?
Öykü, fotoğrafı çantasına koydu. Gözlerini ufka dikti. Evet, aşk bitmişti ama o aşkın bıraktığı izler onu o yapan şeylerdi. Hatıralar, insanın ruhundaki en değerli hazineydi. Vapur karşı kıyıya yaklaşırken derin bir nefes aldı; biten bir şeyin ardından yas tutmak yerine, o güzel günlerin hatırasıyla gülümsemeyi seçti. Çünkü bazen gitmek, kalanları daha kıymetli kılıyordu.
Hikayenin sonunu bir karşılaşmayla değiştirebiliriz. Kerem’in gözünden onun hikayesini anlatabiliriz.